BİLGİ İSTE İLETİŞİM

The Language Gallery Toronto Dil Okulu Tavsiyelerim

Toronto Hakkında Her Şey 

Evet, siz de Academix ailesine katıldıysanız veya katılacaklar arasındaysanız ilk başta ne kadar şanslı olduğunuzu söylemekle başlayacağım. Çünkü ilk günden itibaren asla iletişiminizin kopmadığı, A’dan Z’ye her sorunuzda yanında olan bir ekipten bahsediyorum. Toronto’daki 13 hafta içinde kazandığım deneyimlerimi merak ediyorsanız okumaya devam edin!

Herkesin tahmin ettiği gibi ve bu yazıyı okuyan insanların yapmak istediği gibi benim de yurtdışında bir dil eğitimi hayalim vardı. Ama nasıl olacaktı? Nerede kalacaktım? Ne kadar süre kalacaktım? Hangi ülke? Hangi şehir? Vize? falan filan derken tam 1 sene öncesinden kendimi gece yarılarına kadar belki sabaha kadar yurtdışında dil eğitimi alan insanların yazılarını okuyarak, onlarla iletişime geçerek, videolar izleyerek, her gün farklı bir danışmanlık şirketini arayarak buldum. Kolay mıydı? Asla! İlk olarak ‘güven’ çok önemliydi. İnsanlara, danışmanlık şirketine güvenebilmek çok önemliydi. Academix’i bulmadan önce belki rahat 10’a yakın danışmanlık şirketiyle iletişime geçtim. Kimisiyle mailleştim, kimisiyle telefon yoluyla iletişime geçtim. Yok yani olmadı, Academix ekibinin verdiği o güveni, sıcaklığı hiçbir şirket veremedi. Günden güne şirketleri elemeye başladım. Kimisini uçuk ücretlerinden, kimisini yarım yamalak cevaplarından, kimisini veremedikleri güvenden dolayı eledim. Ve çok sık bir şekilde Academix’i özellikle Academix danışmanı Selçuk Bey’i internet üzerinden, blog yazılarında görmeye başladım ve bu kadar insan sürekli aynı şirketi defalarca övüyorsa bunda bir şey vardır diyerekten diğer gün iletişime geçtim. Ve o günden itibaren başta Selçuk Bey olmak üzere bütün ekip tüm içtenlikleriyle hiçbir sorumu yanıtsız bırakmadı. Ve döndüm dedim ki: ‘Evet danışman şirketimi buldum!’



Gelelim en kafa karıştırıcı ama araştırması da bir o kadar zevkli ülke ve şehir seçimine. Var olan İngilizcemi biraz daha geliştirmek, yeni ülke görmek, biraz gezmek, biraz yalnız yaşayarak kendi ayaklarımın üstünde durma isteklerime karşılık ülke elemelerim başladı. Hemen hemen İngilizce eğitim kalitesi yüksek olan tüm ülkeleri elden geçirdim diyebilirim. Kimi ülke para biriminin yüksek oluşundan, kimisi barındırdığı Türk nüfusunun fazla oluşundan, kimisi ise farklı yarım kürede olmasından dolayı elendi. Hep gidip görmek istediğim, uzun zamandır hayalini kurduğum Amerika kıtası devreye girdi. Dil okulu ve ülke seçimi hatta şehir seçimi yaparken ‘Türklerin az olduğu mümkünse hiç olmadığı‘ kriterini hatırlatmakta fayda var. Tamam kabul ediyorum her yerde Türk var her yerde her milletten var ama bizim koşullarımız ne? Az veya hiç! Ee dil geliştirmeye gidiyoruz, farklı kültür tanımaya gidiyoruz di mi? Olsun o kadarcıkta şartlarımız. Gitmek, görmek, yaşamak istediğim iki mükemmel şehir Los Angeles ya da New York arasında gidip gelmelerim her geçen gün artıp kafamın allak bullak olmasına sebep olmuştu. Los Angeles daha ağır basıyordu. Çünkü California, rüya eyalet! Her bölgesini gezebilirim her yer birbirine çok yakın ne de olsa, bir arada fırsat bulursam New York yaparım orayı da aradan çıkartırım düşüncesiyle çıktığım bu yol, Los Angeles hayat masraflarının çığ gibi yüksekliği yüzüme yüzüme vurmuştu. Çünkü orası Los Angeles her şey lüks ve pahalı olmak zorunda.. Neyse toplu taşıma da yokmuş zaten. He unutmadan aralara da okulları sıkıştırayım ki ülke ve okul ilişkisini belirteyim..

İlk önce kendiniz okul kriterlerinizi belirleyin. Almak istediğiniz İngilizce programınızı seçin. Hangi seviyedesiniz? Ne için istiyorsunuz? İş mi? Akademik mi? TOEFL mı? IELTS mi? ve dahası.. Bunlarla kendinizi baş başa bırakın. Ben hep ismi duyulmuş, büyük, çok kalabalık, birçok ülkede okul zincirleri olan okulları seçme eğilimindeydim. Ama kendimce yanlış yoldaydım! Çünkü eğer benimle aynı kafadaysanız Türk olmasın cart curt diyorsanız büyük ve isim yapmış okullardan uzak durun derim. Bakınız ‘KAPLAN’ belki sizde adını çok fazla duydunuz ama büyük bir okul, isim yapmış bir okul, Amerika’da çok büyük zincirleri olan okul derken çoğu Türk oralara doluşuyor. He bir de her okulun gerçekten daha iyi eğitim verdiği ülkeler var. Örneğin ‘Kaplan’ Amerika’da büyük bir zincire sahip ve eğitimi çok başarılıyken Londra’daki Kaplan Dil Okulları aynı performansı gösteremeyebiliyormuş. ( Sadece örnek amaçlı ‘Londra’ kullanılmıştır.) Eğer bir dil okulu istiyorsanız hiç birisinin de birbirinden aman aman denecek kadar çok büyük bir farkları yok. He eğer ben bir üniversite adı altında dil eğitimi programına katılmak istiyorum derseniz o zaman doğru düşüncedesiniz. Çünkü çok daha kaliteli bir eğitim almış olacağınıza inanıyorum yaptığım araştırmaların sonucunda. Ee sen niye üniversite adı altında dil eğitimi değil de dil okuluna gittin, dediğinizi duyar gibiyim. Çünkü sizin herhangi bir dil okulunda ortalama 3 aylık yapacağınız masraf, herhangi bir üniversitenin (kaliteli ve isim yapmış bir üniversitenin) 1 aylık dil eğitim masraflarına denk geldiğini gördüm. 1 aya nispeten 3 ay daha uzun bir süre, şuan için akademik bir dile ihtiyacım da yok biraz daha fazla kalayım düşüncesiyle normal bir dil okulunda karar kılmıştım. Kendimce doğru olarak nitelendirdiğim düşüncelerimle daha butik tarzında küçük, çok kalabalık olmayan ve tabi ki ana kuralımız Türklerin olmadığı bir dil okulu seçtim. Sadece var olan İngilizcemi geliştirme adı altında ilerlediğim bu yolda ‘Genel İngilizce’ dediğimiz programa da karar verdikten sonra tekrardan hızlıca kaldığımız yerden yani ülke seçiminden devam edebiliriz. He ne diyorduk Los Angeles, New York.. New York‘unda Los Angeles’tan farklı olarak hayat masrafının az olduğunu göremediğim için ona da elveda demek zorunda kaldım. Veeeee Kanada! ta taa toooom! Araştırma yapmadan önce hava koşullarından dolayı çok yanaşmadığım fakat detaylı bir araştırma sonucunda gitmek için çabaladığım nazik, kibar ülke. Para biriminin dolar olmasının yanında, Amerika dolarına göre kur farkının daha düşük olması sebebiyle hayat masraflarının bir nebze daha uygun olması sonucunda kolları Kanada için sıvadım. Gelelim esas önemli meseleye tamam her şey güzel, ülke seçildi. Sıra hangi şehirde? Her Kanada severin bence içinden çıkamadığı soru. Toronto mu ? Vancouver mı ? Toronto’yu İstanbul. Vancouver’ıda İzmir olarak kafanızda betimleyebilirsiniz. Uzun bir süre iki şehir arasında gidip geldikten sonra, Toronto’da karar kıldım. Çünkü New Yok’a yakındı! Ve tabi diğer Kanada’nın gözde şehirlerine; Montreal, Ottawa, Quebec.

Küçük bir hatırlatma: Eğer Kanada’ya gelme gibi bir düşünceniz var ise benden size büyük bir tavsiye kesinlikle alabiliyorsanız Amerika vizenizi de alıp gelin. Çünkü Toronto’daki çoğu okulun düzenli olarak Amerika’nın çeşitli şehirlerine gezileri oluyor. Veya tek başınıza gitme fırsatınız oluyor.

Toronto’yu seçmedeki en büyük sebebim dediğim gibi New York’a uçakla 1.30 saat, otobüsle 8 saat civarında olmasıydı. Böylece hayalini kurduğum New York’a da gidip görme şansım olabilecekti. Eğer böyle bir hevesim olmasaydı kesinlikle Vancouver’a da gitmek isterdim. Vancouver, Kanadanın en batısında bulunan ve Toronto’ya bile uçakla aşağı yukarı 5 saat mesafesi olan, sessiz sakin ve Toronto - Vancouver uçak biletlerinin bir hayli tavan yapmış olduğu bir şehir. Okuduğum kadarıyla insanlar Vancouver için Toronto’ya göre biraz daha pahalı bir şehir olduğunu söylemişler.

Gelelim vize süreçlerine ve dahasına..
Academix’in web sitesinde her yıl aşağı yukarı çok değişmeyen yurtdışındaki okulların uygulamış olduğu okul indirimleri var. Eğer indirimlerden faydalanmak istiyorsanız dönem dönem kontrol edin derim. Kafamda her şeyi şekillendirdikten sonra seçmiş olduğum okulun indirimini görünce ve kaçırmamak için 8 ay öncesinden Academix’e giderek okula ön kaydımı yaptırdım. Bu sırada çok bir şey yapmanıza gerek yok. Pasaportunuzu ve belli bir kaparo ücretiyle gittiğinizde okula kaydınız yapılıyor hem de erken kayıtla birlikte indirimden faydalanıyorsunuz. Bunu da hallettikten sonra geriye vizeye kadar beklemek kalıyor. Mayıs ayı sonunda gitmek istediğim için şubat ayı sonu gibi vizeye başvurmanın daha uygun olduğunu söyledi Selçuk bey. Şubat ayı gelince de Academix’ ten gerekli vize evrak listesini alıp eksiksiz ve çok iyi bir dosya hazırlayıp geriye vize evraklarınızı teslim etmek kaldı. Dosyayı gidip kendiniz elden teslim ediyorsunuz ve konsolosluğun size vermiş olduğu takip numarasıyla da vize sürecinizi internet üzerinden takip ediyorsunuz. Şansıma mı yoksa eksiksiz hazırladığım dosyama mı bilemiyorum ama vizem 2 gün içinde çıktı. Kimisinin 1 ay da sürebiliyormuş benden söylemesi. Siz sadece evraklarınızı eksiksiz hazırlayın gerisine karışmayın. 4 yıllık vizemi aldıktan sonra, Amerika vizemize de başvurabiliriz artık. Selçuk bey’in yardımlarıyla tekrardan ayrı bir Amerika vize evrak listesi hazırlayıp, randevumu alıp dosyamla birlikte vize görüşmesine gitmek kaldı. (Kanada mülakata tabi tutmayıp sadece dosyaya göre vizeyi sonuçlandırıyor, fakat Amerika için bizzat kendinizin orda olması gerekiyor.) Uzun ve denetimli bir güvenlik kontrolünden geçtikten sonra mülakat için sıranızı beklemeniz kalıyor, Amerika vizeniz için. Bankadan alır gibi sıra numarası veriyorlar ve sıranız yanınca banka vezneleri gibi olan bölüme geçip vize görüşmeniz başlıyor. İster İngilizce konuşun ister Türkçe size bu konuda yardımcı oluyorlar. Güler yüzlü, samimi ve sordukları soruları eksiksiz ve tam yanıtladığınız zaman ve onları geri döneceğinizi ikna ettiğinizde vizeyi vermeme gibi bir durum olduğunu düşünmüyorum. Neden gideceksin? Ne yapacaksın? Nerede kalacaksın? Masraflarını kim karşılayacak? Sorularına karşılık önceden almış olduğum ‘Kanada Vizem’ çok yardımcı oldu. Çünkü direk; öğrenciyim, Kanada’ya okumaya gidiyorum ve fırsatım olursa okulun çeşitli gezilerine katılıp Amerika’ya turistlik seyahat için gitmeyi düşünüyorum, diye şeker cevaplar verirseniz dediğim gibi çıkmama durumu olmuyor. O kadar hazırladığım dosyama asla açıp bakılmadı. Gözlemlediğim kadar mülakatta kimsenin dosyasına bakmadılar. Sadece pasaportunuzu alıp gitseniz bile olur dersem ve siz dosyasız gidip sizden o anda banka hesap dökümünüzü veya çeşitli belgelerinizi göstermenizi isterlerse ve siz o anda yanınızda pasaportunuzdan başka hiçbir şeyinizin olmadığını hatırlarsanız Amerika vizenize o anda elveda demek zorunda kalırsınız  Yani uzun lafın kısası bu durum riskli arkadaşlar yapmayın, etmeyin. Siz güzel güzel evraklarını hazırlayın. Eğer sizden evrak göstermenizi isterlerse de direk önlerine serersiniz. Zaten mülakat sonunda da vizenizin çıkıp çıkmadığını size söylüyorlar. Talebiniz reddedildi veya onaylandı diye. Onaylandıysa pasaportunuzu alıyorlar ve 3 gün içinde evinize en yakın postaneye kargo gönderiyorlar. Eğer red gelirse giden sadece 160 dolarınız ve hayalleriniz oluyor…



Vizelerimi hallettikten sonra gidişime 2 ay kala uçak biletimi 2.230 TL’ye almıştım. Gideceğim güne yakın biletim 6.000 TL’ye yaklaşmıştı. O yüzden erken almakta fayda var. Sürekli biletleri kontrol ettiğinizde direkt uçuşlu, uygun fiyatlı Türk Hava Yollarının biletini bulabilirsiniz. Air Canada için de aynı şeyi söyleyebilirim. Dönem dönem Türk Hava Yollarıyla ortak uçuş yaptığı için Air Canada üzerinden alacağınız çok uyguna uçak biletiyle Türk Hava Yollarının uçağıyla uçabilirsiniz veya tam tersi de olabilir. Türk Hava Yolları üzerinden aldığınız biletle Air Canada’nın uçağıyla uçabilirsiniz. Yani 2000 TL’ ye Air Canada’dan bilet alan yolcuyla, 4000 TL’ye THY’ den bilet alan yolcularının aynı uçakta uçmasından bahsediyorum. Tabi her zaman bu böyle olmuyor. O yüzden iyice araştırmanızda fayda var. Ben tercihimi THY direkt uçuşundan yana kullandım. Toplam 46 kiloluk valiz hakkının oluşundan, yemeklerinden ve konforundan dolayı Türk Hava Yollarının direkt uçuşu bence en iyi seçimdi.

OKUL
Tercihimi butik ve daha küçük bir okuldan yana kullandım. Bir de benden önce giden bir tanıdığımızın tavsiyesi üzerine bu okulu yani THE LANGUAGE GALLERY’i seçtim. Çünkü Türk öğrenci sayısının hiç olmaması, olsa da bu rakamın 2’yi 3’ü aşmaması beni cezbetmişti. Okulun ilk günü sizi bir sınava alıp seviyenizi belirliyorlar ve ona göre sınıfınızı belirleyip diğer gün dersleriniz başlıyor. Her pazartesi günü yeni öğrenciler geliyor. Fakat gelmeden önce kesinlikle resmi tatillere bakın ve program başlangıcınızı ona göre şekillendirin. Örneğin; Ben Toronto’ya pazar günü gelmiştim. 23 Mayıs pazartesi onlarda resmi tatildi bu yüzden okul kapalıydı. Salı günü oryantasyon oldu. Sınava girip sizi serbest bırakmışlardı ve dersler Çarşamba başlamıştı. Yani siz Çarşamba, Perşembe ve Cuma günü için 1 haftalık ücret ödemiş oldunuz. O yüzden gitmeden önce resmi tatillere bakın ve tatil olmayan bir pazartesi günü başlangıç yapın.
Hocaları çok sevimli ve çok tatlıdır. Çoğu hoca Kanadalı, sadece bir tane Amerika’lı bir hocam vardı. İngilizcenizi ilerletmek biraz size kalmış bir durum. Çekinmeden konuşmak, çekinmeden soru sormak veya derste aktif olmak size avantaj sağlar. Yanlış konuşacağım diye korkmayın. Çünkü sizin sınıfınızda ki herkes inanın sizden önde veya geride değil. Hocalar bu konuda çok yardımcı oluyor. Yani yanlış bir şey söylediğinde şevkinizi kırmamak için dakika başı sizi düzeltmiyorlar. Akışına göre konuşup özgüven kazanmanıza yardımcı oluyorlar. Tabi büyük hatalardan bahsetmiyorum. O zaman devreye girip sizi düzeltiyorlar. Aman aman denecek bir eğitim beklemeyin, yani ben İstanbul’da da bir İngilizce kursuna gidiyorum ora da ne gördüysem ve bugüne kadar okullar da ne gördüysem onlar işleniyor. Sadece tek şansınız hocalarınız tamamen yabancı ve sınıftaki arkadaşlarınızda. Okul daha sosyal olun diye her ay düzenli olarak sosyal aktivite planlarını panoya asıyor ve birçoğu ücretsiz olan aktivitelere katılıp arkadaş edinip dilinizin gelişmesinde fayda oluyor. Veya Amerika’ya veya Kanada içindeki birçok yere gezi düzenleyen şirketler her ay okullara broşür bırakıyorlar ve hafta sonları o tarz gezilere de katılma şansınız oluyor. Bana sorarsanız o tarz büyük gezilere tek başınıza veya kafanıza uygun birkaç arkadaşınızla gitmenizde fayda var derim. Örneğin; New York’a gezi düzenleniyor. Siz belli bir ücret ödeyip geziye katılıyorsunuz. Ödediğiniz ücret içinde sadece 4 kişinin konaklayabildiği 1 oda içeriyor. Eğer tek kalacağım diyorsanız hep extra olarak ücret ödemeniz gerekiyor. Veya kafanıza uygun 4 arkadaş edinmeniz gerekiyor. Yoksa dışardan gelen bir insanla da aynı oda da kalmanız an meselesi olabiliyor. Çoğunlukla oteller biraz merkez dışında oluyor ve vaktiniz kısıtlı olduğu için acele ve çok hızlı gezdiriyorlar. En iyisi gitmek istediğiniz yerlerin listesini çıkartıp ya tek başınıza ya da sevdiğiniz birkaç arkadaşınıza daha uyguna ve keyfinize göre durakladığınız geziler yaratabilirsiniz.

KONAKLAMA
Evet, her şey tamam. Ülke seçildi. Şehir seçildi. Gelelim konaklamaya.
Okulun size sunduğu iki çeşit konaklama tipi var 1. Homestay dediğimiz aile yanı konaklama, 2. Residence dediğimiz biraz yurt tipi biraz otel tarzının karışımı şeklinde olan konaklama. Burada çok iyi karar vermeniz gerekiyor. He illa bunları seçmek zorunda mısınız? Hayır. Kendiniz bulduğunuz bir otelde de konaklayabilir, bir daire de kiralayabilirsiniz. Fakat biraz daha maliyetli ve biraz daha kendinizin araştırma yapmakla yükümlü olduğu bir süreç. İlk olarak aile yanı dediğimiz de şehir merkezinden toplu taşımayla ‘minimum’ 30-40 dakika uzaklıkta olan, merkeze (ve çoğunlukla okula) gitmek için (çünkü hemen hemen bütün okullar şehir merkezinde yer alıyor.) metro, otobüs ve en sonda yürüme mesafesiyle en fazla 3 aktarmalı, ailenin iyi çıkıp çıkmaması tamamen şans eseri olan, bir evde aileyle birlikte 4-5 öğrencinin de bulunabildiği, öğrencilerin ülkelerine bakılmaksızın aynı eve aynı ülkeden aynı dili konuşan öğrencilerin verildiği, ayrı bir odanızın bulunduğu, çoğu zaman banyoların ortak kullanıldığı, nispeten diğer konaklama tiplerine göre daha uygun fiyatlı konaklama tipinden bahsediyoruz. Bir diğer konaklama tipi olan ‘residence’ tipi dediğimiz, isteğe göre bireysel odaya bireysel banyoya sahip olunabilinen, şehir merkezinde bulunan ve nispeten biraz daha maliyetli olan konaklama tipi. Ben tercihimi residence tarzı dediğimiz otel tarzı, bireysel odaya , bireysel banyo ya sahip olan konaklamadan yana karar verdim. Tam şehir merkezinde olan ‘International Living Learning Centre’ adında bir konaklama merkeziydi. Okuluma 10 dakika yürüme mesafesindeydi. Güvenli ve temizdi. Ödediğim ücretin içinde sadece kahvaltı dahildi. Benim kaldığım konaklama sadece yaz aylarında Mayıs ayından Ağustos ayları arasında hizmet veriyor. İnternet sitesi üzerinden kontrol etmenizde fayda var. Ücretin tamamını kalacağınız gün kadar peşin de ödeyebilirsiniz, aylık aylıkta ödeyebilirsiniz. Fakat ücretini ödemediğiniz aylarda odanız başka birisi için rezervasyon edilmiş olabilir. O yüzden biraz daha riskli bir durum.

10 saat süren uçuşum başlamıştı. Uçakta size bir form vereceklerdir. O formu eksiksiz doldurmanız gerekmekte ve sakın kaybetmemeniz gerekiyor. Çünkü vize kontrolünden geçerken doldurduğunuz forma bakıyorlar. Ayrıca kesinlikle yanınıza okul kabul belgelerinizi vs. evraklarınızı alın. Çünkü vize kontrolünden geçerken 50 tane Niye geldin? Ne zaman döneceksin? Tarzı sorularla sizi boğuyorlar. Artı olarak kanıt olarak belge göstermenizi de istiyorlar. Neyse vize kontrolü, valiz beklemesi derken artık havaalanından çıkma vakti. Burada size verebileceğim en büyük tavsiye sakın 120 dolar gibi bir ücret ödeyip ‘havaalanı karşılama’ paketini önceden almayın. Yani havaalanında sizi karşılayıp evinize, otelinize götürecek bir insana 120 dolar ödemeyin! Çünkü gerçekten gereksiz. Bende çok arada kalmıştım taxi mi yoksa birisi mi karşılasın diye ama en sonunda taxiye karar kılmıştım. Havaalanından çıktığınızda zaten sağ tarafta taxi durağını göreceksiniz. Siz önceden kalacağınız yerin adresini çıktısını alın veya bir kağıda yazıp gösterdiğinizde sorunsuz bir şekilde evinize ulaşıyorsunuz. Yani ortalama şehir merkezinde kalıyorsanız 55-60 dolara ulaşımınızı sağlıyorsunuz. Eğer aile yanında kalıyorsanız sanırım aile sizi havaalanından karşılayabiliyor diye duymuştum. Metroyla ve otobüsle de gidebilirsiniz. Fakat bence elinizde o kadar eşyayla ilk gün için biraz zor olabilir. Havaalanından ‘192 Airport Rocket’ adında ücretsiz otobüsler var. Bu otobüsler sizin metroya erişiminizi sağlıyor. ‘ Kipling ’ durağına bırakıyor. (yani 2. Hat yeşil ) Oradan da evinize 3.25 dolara gitmiş oluyorsunuz. Tabi taxiye veya havaalanı karşılamasına o kadar para vermek istemiyorum diyorsanız, Toronto ya gelmeden önce kalacağınız yere yakın metro istasyonunu belirlemeniz, metro durağının hangi hatta olduğunu (1. Hat sarı, 2.hat yeşil, 3.hat mavi ve 4. Hat mor) bulmanız gerekiyor. Açıkçası ilk gün taxi hayat kurtarıyor. Metro hattını çözdükten sonra dönüşünüzü metroyla yapmanız daha mantıklı diye düşünüyorum.

Bunu da atlattıktan sonra gelelim Toronto’daki hayata. Toronto’da o kadar çok farklı milletten insan var ki, Kanadalı görmeniz bence çok düşük bir oran. Toronto belki de görebileceğiniz en güvenli şehirlerden bir tanesi. Kimsenin kimseyle işinin olmadığı, bütün nazik, kibar ve yardımsever insanların sanki bir araya toplandığı bir şehir. Sadece çok fazla homeless dediğimiz evsiz insan görüceksiniz. Korkmayın hepsi zararsız. Yani istedikleri şey genellikle yemek veya para oluyor. Hayır dediğinizde veya yolunuzu değiştirdiğiniz de hiç bir şekilde rahatsız etmiyorlar ve ısrar etmiyorlar. Burada kaybolmanız bence imkansız. Çünkü sokaklar şerit şerit birbirlerini dik kesiyor. Yani sokaklar yatay ve dikey olarak devam ediyor ve her sokağın kendi ismi olduğu için her yeri kolayca bulabileceğinizi düşünüyorum.

TELEFON-HAT
Bu konu aslında kişiden kişiye değişebilecek bir konu. Çünkü kimisi 1 aylık gelmesine rağmen hat alıyor, kimisi hiç almıyor veya genel olarak uzun dönem kalacaklar alıyor veya Türkiye’den kendi hattınızı açtırabiliyorsunuz fakat o da oldukça maliyetli oluyor. Kendi fikrimi söylemek gerekirse bence gerek yok. Çünkü kaldığım konaklamada, odamda, okulda ve hatta neredeyse sokaklarda bile ücretsiz wifi vardı. Ve 3 adımda bir Starbucks olduğu için direk oralardan da ücretsiz bağlanabiliyorsunuz. Toronto’dan hat almadım, Türkiye’deki hattımı da açtırmadım. Pişman mıyım? Hayır! Çünkü gerektiği her yerden internete bağlanıp iletişim sağlayabiliyordum. Ama ben illa hat alacağım diyorsanız, bildiğim kadarıyla 3 farklı hat var. Birisi her yerde çeken ve tabi ki daha pahalı olan (ortalama 100-120 dolar arası değişiyor diyebiliyorum), ikincisi orta düzeyde olan (ortalama 80 dolar olması lazım), üçüncü de çoğu öğrencinin kullandığı çok fazla çekmeyen fakat en düşük ücretli olan(ortalama 40-50 dolar diye biliyorum.) Fakat şöyle bir şey var. Bu aldığınız hatları aylık kullanabiliyorsunuz diye biliyorum. Yani aldığınız hattı 1 ay kullanıp, sonra tekrardan almak isterseniz extra ücret ödeyip hat alabiliyorsunuz.

BANKA HESAP AÇTIRMA-PARA TRANSFERİ
Telefon hattı gibi bu konuda da aslında seçenekleriniz fazlaca. Eğer 2 ay ve üstü kalacaksanız bir banka hesabınızın olması işinize gelebilir. En kolayı Toronto’ya geldiğinizde hemen bir bankaya gidin. Zaten çok fazla banka göreceksiniz. Öğrenci olduğunuzu, hesap açtırmak istediğinizi söylerseniz çok sevecen bir şekilde size yardımcı oluyorlar. (bankaya giderken pasaportunuzu unutmayın!) Ben tercihimi ‘Bank of Montreal’den yana kullandım. Çokta memnun kaldım. O anda hesabınızı açıp size banka kartınızı veriyorlar ve ayrıca size bir kağıt da verecekler. Üzerinizde hesap bilgilerinizin olduğu ve para transferinde gerekli bir ‘kod’ yazılı. O kağıdın fotoğrafını ailenize yollarsanız, onlarda herhangi bir bankadan size para transferi yapabilir. Benim tavsiyem aileniz tek seferde para yollarsa sadece bir kere kesim ücreti ödeyecekler. Yani her ay para yollamaya kalkarlarsa her ay extrada bankaya aşağı yukarı 200 TL gibi bir ücret ödeyecekler. Fakat onu ödedikleri zaman size yollanan paradan hiçbir ücret kesilmiyor. Tabi 1 ay veya daha az kalacaksanız bence çokta gereği yok banka hesabı açtırmanın. Kredi kartınızı da kullanabilirsiniz. Fakat yurtdışında şifre sistemi olmadığı için kredi kartınızı kaybederseniz bulan kişi çok rahatlıkla şifre girmeden sizin adınıza alışveriş yapabilir. O yüzden kredi kartı kullanmadım. Uzun lafın kısası her ne kadar Toronto çok güvenli olsa yanınıza bir müddet yetecek kadar para alıp, banka hesabınızı açtırdıktan sonra da ihtiyacınız kadar gün gün ve ya haftalık çekmek daha mantıklı diye düşünüyorum.



ULAŞIM
Toronto’da ulaşım çok kolay ve çok rahat zırt pırt bozulan metroları saymazsak. Zaten yürüme aşığı bir insan olmamı ve şehir merkezinde yaşadığımı da göz önüne aldığımızda toplu taşıma kullanma sayım 10’u geçmez. Eğer uzakta yaşıyorsanız ve ben illa toplu taşıma kullanacağım diyorsanız her ayın başında metro duraklarından 100 küsür dolara sınırsız metro kartı alabiliyorsunuz ve 1 ay boyunca ‘streetcars’ dediğimiz toplu taşımayı , metroları, otobüsleri kullanabiliyorsunuz veya 40 küsür dolara haftalık metro kartı alıp bu saydığım toplu taşımaları kullanabiliyorsunuz veya tek geçişlik 3.25 dolarlık jeton alıp.. Metrodan otobüse veya otobüsten metroya transfer yapacaksınız mutlaka transfer biletinizin çıktısını alın (metro bilet gişelerindeki kırmızı kutucuklardan fişinizi alabilirsiniz), onu gösterip otobüslere de ücretsiz binebiliyorsunuz. Çok garip ama birçok otobüsü ve streetcar dediğimiz her sokağın kendisine ait tramvayları ücretsiz kullanabiliyorsunuz yani en azından şuana kadar kimse ücret istemedi  . Dediğim gibi şehir merkezinde yaşıyorsanız bence aylık ve haftalık kartlara gerek yok. Yürüyerek her yeri gezebilirsiniz! Anca uzak yerlere gidecekseniz jeton alabilirsiniz. Ve ve ve ve çok önemli! Sakın metro saatlerini kaçırmayın özellikle gece. Gece belli bir saatten sonra metrolar çalışmıyor ve bunu bilmeyip gece geç saate kadar şehir merkezinde kalıp daha sonra aile yanında kalan bir kızın evine kadar gece tek başına yürümek zorunda kaldığını biliyorum… O yüzden dikkat!

Toronto’da bisiklet, kaykay ve patenler inanılmaz yaygın. Zaten geldiğinizde çokça takım elbiseli iş adamının, süslü püslü teyzeleri ve özelliklede genç kitleyi bisiklet üzerinde göreceksiniz. Kaykayınız veya patenleriniz varsa gelirken getirirseniz birçok yere o şekilde ulaşım sağlayabilirsiniz. Çünkü özel bisiklet yolları var oraları kullanabilirsiniz. Ayrıca çok fazla bisiklet kiralama noktaları da var. Aklınızda bulunsun!

GEZİLECEK YERLER
Bu konu sizin zevkinize kalmış bir bölüm aslında. Toronto’ya gelmeden önce kesinlikle gezilecek yerler listesi yapın ve gezdiğiniz yerlerin üstüne çizik ata ata programınız tamamlayın. Burada verebileceğim en büyük tavsiye ‘CITYPASS’! Citypass; Toronto’da mutlaka gezilmesi gereken yerleri, nispeten daha uyguna gezmenizi sağlayan, 9 gün içinde tüketmeniz gereken kombine bilet olarak düşünebilirsiniz. (sanırım diğer büyük şehirlerde de bu olay var diye biliyorum, New York gibi..) Citypass satış yerleri Toronto’nun çoğu yerinde mevcut. 80 dolar gibi bir ücret ödeyip biletinizi alıyorsunuz ve 9 gün için biletin içeriğinde bulunan yerlere giriş sağlayabiliyorsunuz. Ben citypass almayacağım, tek tek ödeyip gitmek istiyorum derseniz biraz daha maliyetli olacağını hatırlatmakta fayda var. Mesela sadece Cn Tower’a çıkmak 40 küsür dolar diye biliyorum. O yüzden bence bu olay oldukça avantajlı. Fakat dediğim gibi tamamen zevk meselesi. Biletin içerdiği yerlerden hoşlanmayabilirsiniz. O yüzden gelmeden bakmanızda fayda var.
He bir de eğer müze tarzı yerleri seviyorsanız ve ücret ödemeden girmek istiyorsanız birçok müzenin ücretsiz giriş sağlayabileceğiniz gün ve saatleri var. Onları takip edebilirsiniz. Mesela ‘Art Gallery’ Çarşamba günleri akşam 6’dan 9’a kadar ücretsiz giriş imkanı sağlıyor.

YEMEK-ALIŞVERİŞ-YAŞAM MASRAFLARI
Toronto çok ucuz bir şehir değil, o yüzden bütçenizi ona göre ayarlayın. Tahmin edebileceğiniz gibi çok fazla fast foodçu var. Fakat daha sağlıklı yemek yemek istiyorsanız hem bulması biraz daha zor hemde fast foodlara göre oldukça pahalı. Benden size tavsiye eğer konaklamanızda mutfağınız varsa kendiniz yemeğinizi yapın hem daha ekonomik hem daha sağlıklı. Türk restaurantları çok çok fazla yok. Bir tane ‘Kebap 49’ diye bir ‘orijinal’ Türk restaurantı var. O da ‘kipling’ metro istasyonunun yanında. Bu da aklınızın bir köşesinde bulunsun belki Türk yemeklerini özlerseniz diye.

Önerebileceğim marketler arasında ‘ NO FRILLS’ ve ‘ Dollarama’ var. ‘No Frills’ bir süpermarket ve oldukça uygun bir market. Benim yıldızım ‘dollarama’ hem gezmesi çok eğlenceli hemde 4 doların üzerinde hiçbir ürün yok! Benim bu marketleri keşfetmem geç olsa da siz bu hataya düşmeyin  En büyük tavsiyem, sakın Toronto’ya gelmeden önce şampuan, krem, diş macunu, toka v.s gibi ihtiyaçlarını almayın. Dollaramaya gidin !  Çünkü inanın çoğu şeyinizi 2-3 dolara alabilirsiniz. Neden inatla başka marketlere gitmeyin diyorum, çünkü dollaramayı keşfetmeden önce büyük bir süpermarketten 13 dolara aldığım bir tava dollaramada 4 dolardı… Benim hatalarımı siz yapmayın ey dostlar.



HAVA DURUMU
Mayıs sonunda bana kışı yaşatan Toronto’ya selam olsun.. Ayrıca ‘Toronto yazın çok sıcak oluyor ya , yazlık kıyafetlerinizi götürün aynı İstanbul gibi ’ diyenlere de selam olsun.. Dondurdular beni! Mantık olarak kışın -30’ları gören bir şehir nasıl inanılmaz sıcak olabilir? Tamam tamam abartmayalım ama üşüdüm yani bu bir gerçek. Benim gibi soğuk havayı sevmiyorsanız yazın da biraz daha uzun ve kalın kıyafetlere ihtiyacınız olabilir. Toplam 3 ay da ‘ay sıcak oldu’ diyebileceğim toplam 2 veya 3 gün oldu. Bilmiyorum veya ben çok üşüyorum diye bana hava hep soğuktu. Birde şöyle bir durum var Toronto halkı için -30’lardan sonra 18-20 dereceler o kadar sıcak geliyor ki bütün kapalı alanlarda klimalar soğuk esiyor. Yani ben donarken onlar şort ve askılılarıyla mutluydu…

ÜCRET
Bütün ücretlerin konaklama tipine, okula, seçtiğiniz programa, günlük alacağınız ders saatine, kalacağınız süreye, yaz ve kışa göre değiştiğini unutmayın. The Language Gallery’de toplam 12 haftalık Genel İngilizce eğitim programım 1.989 kanada dolar, şehir merkezinde bulunan, bireysel odaya, bireysel banyoya ve ortak mutfak alanına sahip olduğum konaklamam haftalık 410 kanada dolarıyken ( evet biraz fazla gibi gözükebilir ama çoğu aile yanında kalan arkadaşımın aylık ortalama 1000 kanada doları ödediğini ve okula gitmek için çoğunla sabah 5.30’ta uyandıklarını ve ortalama 1 saatlik yolculuğu da göz önünde bulundurursak bu ücret çokta gözümüze batmaz gibi geliyor.) Bunlara ekstra 3 aylık toplam 300 kanada doları zorunlu sağlık sigortası ekleniyor. Yanınıza alacağınız harçlık tamamen sizin maddi durumunuza göre şekillenir.

Evet, artık gitme vakti. Bu maceramın arkasında teşekkürlerin en büyüğünü hak eden bir Selçuk bey ve şahane bir ekip var.
Bu yazı size yararlı olduysa ne mutlu bana! Çünkü gerçekten bu yazılar çok değerli ben şuan Toronto’daysam insanların yazdığı bu yazıların çok büyük bir katkı var.

Eğer kafanızdan gitmeyen soru işaretleri hala varsa veya sormak istediğiniz sorular elifsari1296@gmail.com mail adresimden dilediğiniz gibi soru sorabilirsiniz!

Elif Nurten Sarı
The Language Gallery Dil Okulu - Toronto, Kanada
2017 Yurtdışı Dil Okulu Öğrencisi
Academix Danışmanı: Selçuk Berber
selcuk@academix.com.tr
+90 216 345 06 05 | +90 507 179 59 55



İlişkili Diğer Yazılar:
» Tüm Yurtdışı Eğitim Makalelerimiz