ÜNİVERSİTE ARAŞTIR BİLGİ İSTE İLETİŞİM

Roma'yı Yeniden Keşfetme Kılavuzu

Roma'yı Yeniden Keşfetme Klavuzu

Atlas Okyanusu’nun üzerinden Amerika’ya doğru uçarken; Kadıköy Anadolu Lisesi mezunu, daha lisedeyken eğitim için yurt dışında kısa süreli de olsa kalmış ve dış haberler servisinde çalışmış birisi olarak kendimden çok emindim. Üstelik bu ülkeyi tanıyor ve yurtdışında eğitimin zorluklarını biliyordum. Ancak uçaktan yere iner inmez derin bir kültür şokuna girmiştim bile...

Yurtdışında eğitimi yüksek konsantrasyon gerektiren bir maraton koşusuna benzetirim. Bu benzetme özellikle lisans, lisansüstü ve doktora gibi bir seneyi aşan programlarlar için geçerlidir. Bunu şu şekilde açabilirim: Pek çok kişi, şartlar ne olursa olsun, dişini sıkıp 6-7 aylık bir programı tamamlayabilir ancak bir seneyi geçen programlarda insanların “diş sıkmaktan” daha fazlasını yapması gerekir. Bu tıpkı bir maraton koşucusu gibi iyi bir hazırlık yapmayı, hedefini, yönünü bilmeyi, uzun süreli konsantrasyonu, disiplini ve eldeki imkanları çok iyi kullanmayı gerektirir. 

Uzun süreli programlarla ilgili olarak yapılacak ilk hazırlık pek tabii ki hangi ülkeye gidiliyorsa o ülkenin dilini öğrenmektir. Eğer Türkiye’de iyi bir İngilizce programına girmiş hatta İngilizce eğitim veren bir lisede okumuşsanız ve bol İngilizce yayın okuyarak daima yabancı lisanınızı geliştirmişseniz, bu ilk yurtdışı seyahatinizin birinci haftası boyunca gümrük memurundan kayıt olduğunuz programdaki hocalarınıza kadar hiç kimsenin konuşmasından tek kelime bile anlamayacaksınız demektir... Bütün bunların hepsini yapmış bir lise talebesi olarak İngiltereye gittiğimde kendimden emin bir ifadeyle gümrük memurunun direk gözlerinin içine bakarak “Hello” dediğimi hatırlıyorum. Adam ağzını açtığında ise tamamen bir hayal kırıklığı ve hayret içinde tek kelime bile anlayamadığımı gördüm. Cevaplarımın hepsini tahmini olarak veriyordum. Gümrük memurunu görünce ne yapılacağını anlatarak İngilizce öğreten ders kitapları sağolsun... 

İngilizce seviyeniz ne olursa olsun sokak dilini ve gümrük memurlarını yaklaşık bir hafta içinde anlayabilirsiniz. Ancak esas çetin ceviz alacağınız derslerdir. Eğer birkaç paragraf yukarıda bahsettiğim disiplini oturamazsanız unutun bir şeyler öğrenmeyi. Yapacağınız işler sırasıyla şunlardır: ilk önce (yani uçaktan inip bavullarınızı ilk birkaç ay kalacağınız mekana attıktan sonra, gelişinizin hemen ertesi gününü kast ediyorum) okulunuza gidin. Öğrenci işlerinden derslerinizin ve hocalarınızın isimlerini, ofis numaralarını, adreslerini ve e-postalarını öğrenin. Öğrenci işlerinden kayıt, ödemeler, uluslararası öğrenci bürosu, öğrenci yurdu veya daha başka bir ofisle ilgili herhangi bir sorununuzun veya yapmanız gereken işin olup olmadığını öğrenin. Okulunuzda eğer bürokratik prosüdürle ilgili yapılması gereken bir iş veya pürüz varsa bunu hemen o an yapın. Çünkü er veya geç genellikle en uygunsuz zamanda bu ortaya çıkacak hem sizi uğraştıracak hem de moralinizi bozacaktır. Yabancı öğrencilerle ilgili prosedürler ve okulunuza ait bürokrasi yumağından kurtulduğunuzdan emin olduktan sonra, hemen hocalarınızı bulun, onlarla tanışın, okumanız gereken kitapların listesini çıkartın. Eğer bu ders daha önceden verilmişse bu dersi alan öğrencilerden hocanın ders programını temin etmeye çalışın. İlk döneminiz herşeyi iki-üç defa okumakla ve sormakla geçecektir.

Bu durumda, bütün hedefiniz hocanız derse girdiği anda neden bahsettiğini önceden bilmektir. Bunun için bir diğer yapılacak iş de şudur: İlk tanıdığınız ve nazınızı çekebilecek arkadaşınızın koluna yapışarak elektronik eşya satan dükkana sizi götürmesini sağlayın. Alacağınız ilk şey ise ses kaydeden bir walkman olmalı.( sakın havaya girerek gazetecilerin kullandığı küçük teyplerden almayın. Kasetlerini bulmak çok zor olacaktır). İkinci alacağınız ise yaklaşık 30-40 adet 90’lık veya daha fazla dakika süren boş teyp kaseti olmalı. Kesinlikle paranıza kıyın, hiç düşünmeyin. Teyplere dersinizi kayıt edeceksiniz (tabi nezaketen de olsa hocanızdan izin almayı unutmayın). Bu sizin orada konuşulan İngilizce’ye adapte olup anlayıncaya kadar en temel can simidiniz olacaktır. Benim tavsiyem, hocanızı kelimesi kelimesine anlasanız dahi kayıt etmenizdir. Böylece yolda yürürken veya araba kullanırken de ders çalışma şansınız olur. Ve mezuniyetinizden 10-15 sene geçse bile hocalarınızın derslerini tekran tekrar dinleyebilirsiniz, tıpkı benimi gibi. KAYIT CİHAZINIZI ALDIKTAN SONRA SAKIN DERSE KENDİNİZ GİRMEK YERİNE, TEYBİNİZİ GÖNDERMEYE VE KAYTARMAYA KALKIŞMAYIN. Öğrenci olan sizsiniz, walkman değil!

Dersi anlama ve takip etme sorununu halledip güzel notlar almaya başladıktan sonra tuttuğunuz ders notlarını, kitaplarını ve dağıtılan bröşürlerden sınav sorularınıza kadar herşeyinizi arşivleyin. Ciddi bir para, emek ve zaman vererek uzun bir dönem geçiriyorsunuz, bu dönemi sadece zihninizde değil kütüphanenizde de muhafaza edin. Bunu yaptığınız zaman emin olun mezun olduktan sonra ne kadar zaman geçerse geçsin arşivlerinize her baktığınızda “ben ne kadar akıllıymışım, bravo bana” diyerek kendi kendinizi tebrik edeceksiniz. 

Başarı için belirli ve tatlı bir dozda olmak kaydıyla paranoyayı da tavsiye ederim. Neden mi? Çünkü bulunduğunuz yer yabancıdır. Kaynaklarınız kısıtlıdır ve kendi ülkenizden size gönderilmektedir. Zor durumda kaldığınızda ne olacağı belirsizdir ve her an durum aleyhinizde değişebilir. Paranız, bursunuz veya diğer kaynaklarınız dolaylı yollardan elinize geçer. Bulunduğunuz yerde geçici bir süre kalmak üzere “misafir” olarak kalmaktasınızdır. Dilini anlasanız da, adetlerini, kültürünü anlamadığınız, kurallarını bilmediğiniz bir yerdesinizdir. Yapmanız gereken tek bir şey vardır: İşinizi en kısa sürede bitirip bir an önce hedefinize ulaşmak. Bu noktada dersleriniz ve kayıtlı olduğunuz programın gerektirdiği çalışma dışındaki her şeye şüpheyle bakmanız faydalı olabilir. Partiler, eğlenceler, gezi programları vs. karşınıza çıktığında bunlara katılmadan önce çalışma programınızı gözden geçirin. Unutmayın yurtdışında okuyorsanız alternatif bir B planınız yoktur, tek şansınız devam ettiğiniz çalışmayı ne pahasına olursa olsun sonuçlandırmaktır.

Bütün bunların dışında paranoya veya şüphe gerekmeksizin karar verebileceğiniz bir diğer noktaya da dikkat çekmek isterim: İkinci bir defa düşünmeye veya değerlendirmeye gerek kalmaksızın şunu mutlaka uygulayın: SAKIN BİRİNE AŞIK OLMAYA KALKIŞMAYIN. Unutmayın siz eğitimini yurtdışında almaya karar vermiş bir insansınız. Bu durumda üniversite aşkları sizin için lüks ötesidir. Bundan şiddetle kaçının. 

Nihayet biraz başa dönerek okul seçme ve başvuru sürecinden bahsetmek istiyorum. Çünkü bütün bu maceraya başlangıç noktası burası. Bu yüzden başvuru için yapabileceğiniz en mükemmel hazırlığı yapın. Gerekli formları doldurmak, niyet mektubu yazmak, öz geçmiş hazırlamak, İngilizce referans mektuplarını yazacak birilerini bulmak, transkript almak, pasaport ve vizeyle uğraşmak vs., başvurduğunuz her program için tek başına full-time bir iştir. Bir kaç okula başvuruyorsanız bu birkaç mesai dolusu full-time bir iş demektir. Başvuru tarihlerini, kendi ülkenizin ve gideceğiniz ülkenin resmi tatillerini ve takvimdeki her detayı göz önünde tutarak inceden inceye başvuru sürecinizi sonuna kadar değerlendirin. Unutmayın son dakika başvuruları kabul edilme olasılığı en düşük olan başvurulardır.

Başvurunuzu mükemmel olarak yaptıktan sonra da girmek istediğiniz okulun kabul bürosunun vereceği cevaba güvenin. Onlar sizin öğreniminizi engellemek için çalışmıyorlar. Red cevabını ise genelde şu kriterlere göre verirler: bu öğrenci adayı başarılı bir şekilde okuyabilir mi, programı sonuna kadar tamamlayabilir mi, girmek istediği program bu öğrenci için uygun mu? Yurtdışı eğitim kurumları ancak bu sorulardan birinin veya bir kaçının olumsuz olması halinde red cevap verir. Yani bir manada yurtdışında paranızı ve zamanınızı kaybetmemeniz için başvurunuzu sizin adınıza inceler ve bir cevap verirler. Üniversite ve Master programını yurtdışında okurken 5 ayrı üniversitede bulunmuş birisi olarak hemen her okulun kabul bürosunun bağlı bulundukları üniversitenin çıkarları kadar öğrenicinin de çıkarlarını gözeterek cevap verdiğini gözledim. Bu cevaba güvenin.

Bir programa girince de siz nasıl yönlendirdiklerini iyi takip edin. Programınıza daha başlarken, mezun olduğunuzda sizden neleri biliyor olmanızı istediklerini iyi öğrenin. Başarı değerlendirmenizi sadece profesorlerinizin verdiği notlara ve okulun öğrenci işlerine bırakmayın, kendi gelişmenizi kendiniz de takip edin. Bu konuda en sıkı iş birliği içinde olmanız gereken kişi akademik danışmanınızdır. Birinci sınıfı bitiren her öğrenciye bir akademik danışman verilir. Danışmanınızı tanıyın ve daima sıkı bir temas halinde olun. Ondan memnun değilseniz okul yönetimine hemen haber verin. Bir benzetme yapacak olursam, akademik danışmanınız sizin klavuz kaptanınızdır, nereye gitmekte olduğunuzu o söyler. 

Yurtdışında eğitimin büyük bir maceradır. Kendinizi bilinmeyene yelken açmış bir kaşif gibi görebilirsiniz. Dileğim, bu hoş tecrübeyi ekşileştirecek her ihtimalden sakınmanız ve umduklarınızın hepsine ulaşarak çalışmalarınızı sonlandırmanızdır. Tecrübelerimden yola çıkarak yazdığım bu küçük klavuz, size yol gösterebilirse ne mutlu bana. Şimdiden başarılar.

T. Emre Yıldırım Ed.M.

National Geographic Türkiye
Pazarlama Yönetmeni
 
Akare Magazin makalesinden alinmistir.



İlişkili Diğer Yazılar:
» Tüm Yurtdışı Eğitim Makalelerimiz